2 Nisan 2015 Perşembe

Bir varmış, bir yokmuş...

Hayat masallardaki gibi değil maalesef.
Mesela beyaz at var ama onu sürebilecek bir prens yok.
Ayakkabını düşürdüğünde artık kimse kapı kapı seni aramıyor.
Saçlarını kuleden uzattığın adamın aklına yaptığın fedakarlık değil kuleye tırmanırsa sana neler yapacağı geliyor bir de geri tekrar nasıl ineceği...
100 yıllık uykuyu geçtim sabah uykusundan uyandıracak bir prens bile yok. Akıllı telefonlarımızın kakafonik alarmlarına teslim rüyalarımız. Alarmın bile öperek uyandıranını dilemeye başladık. Quasimodo'nun karşılıksız aşkı ile öz güvenimizi yükseltip Kardan adamlardan medet umar olduk, kendisine güneş gibi gülümseyecek ilk kızın karşısında eriyip bizi terk edeceğini bile bile...
İşte bu yüzden Karlar Kraliçesine döndük biz de, soğuk, acımasız ve bencil...
Kötü kalpli üvey anneler ve hain kız kardeşlerden nefret ederken yavaş yavaş onlara dönüşmeye başladık.
Fakat aklımda cevabını hala bulamadığım bir soru;
Kötü kalpli cadılar mi bizi bu hale getiren yoksa kurbağalıktan kurtulamamış prensler mi?
Masalcının dediği gibi;
"Bir varmış bir yokmuş" artık o eski aşklar...


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder