7 Mart 2018 Çarşamba

8 MART

"Bir başkasının gelip senin adına konuşmasını bekleme. Dünyayı değiştirebilecek olan sensin." 
Malala Yusufzay

Bugün 8 Mart.
Dünya Emekçi Kadınlar Günü…
Yukarıdaki söz ise bir sosyal medya sitesinin, sayfayı ilk açtığımda beni karşıladığı mesajdı...
Ne güzel söylemiş Malala Yusufzay. 
Hep başkalarının söylediği şeylere uyar olmuşuz, düşünmeden, sorgulamadan… 

Hayatın akışına bırakmışız kendimizi. 8 Mart’ı sadece dünya Kadınlar günü olarak kutlamaya başlamışız mesela, emekçi olduğumuzu unutarak, unutturularak…
Daha çocukluğumuzda masallarla dayatmışlar aslında, kendi ayaklarımız üzerinde durmayı değil hep bir prense teslim olmayı…
Hayat masallardaki gibi değil maalesef.
Mesela beyaz at var ama onu sürebilecek bir prens yok.
Ayakkabını düşürdüğünde artık kimse kapı kapı seni aramıyor.
Saçlarını kuleden uzattığın adamın aklına yaptığın fedakarlık değil, kuleye tırmanırsa sana neler yapacağı geliyor; bir de geri tekrar nasıl ineceği...
100 yıllık uykuyu geçtim sabah uykusundan uyandıracak bir prens bile yok. Akıllı telefonlarımızın kakafonik alarmlarına teslim rüyalarımız. Alarmın bile öperek uyandıranını dilemeye başladık. 

Quasimodo'nun karşılıksız aşkı ile öz güvenimizi yükseltip Kardan adamlardan medet umar olduk, kendisine güneş gibi gülümseyecek ilk kızın karşısında eriyip bizi terk edeceğini bile bile...
İşte bu yüzden Karlar Kraliçesine döndük biz de, soğuk, acımasız ve bencil...
Kötü kalpli üvey anneler ve hain kız kardeşlerden nefret ederken yavaş yavaş onlara dönüşmeye başladık.
Fakat aklımda cevabını hala bulamadığım bir soru;
Kötü kalpli cadılar mi bizi bu hale getiren yoksa kurbağalıktan kurtulamamış prensler mi?
Masalcının dediği gibi;
"Bir varmış bir yokmuş" 
Bir gün değil, her gün kıymetimizin bilinmesi dileği ile;
Günümüz kutlu olsun.

27 Mayıs 2016 Cuma

Ap / Ak

Son zamanlarda etrafımdaki kadın ve erkeklere bakıyorum da, herkes aynı şeyden şikayetçi.
Karşımdaki samimi mi, değil mi?
Yaptıkları, söyledikleri gerçek mi, yalan mı?
Beni aptal yerine mi koyuyor?
Kendimi komik duruma mı düşürüyorum?
Vs. uzayıp gidiyor.
Herkes şüpheci, herkes sorgulayıcı.
Karşılıklı güven sıfır.

Arada güvenebildiğimiz nadir insanlar da çıkıyor.
Bu sefer peşinden başka sorunlar geliyor,
Sorular değişiyor, tavırlar değişiyor.
E bünye alışkın değil sonuçta J
“Böylesi de var mıymış gerçekten?” diye soruyoruz önce.
Sonra “Aptalca mı davranıyorum acaba?” ya doğru dönüyor,
“ayyy, keşke öyle yapmasaydım, şunu demeseydim”lere geçiyoruz.
Kendimiz olmaktan çıkıyor, bambaşka insanlara dönüşüyoruz.
Sonra sorular değişiyor haliyle.

Peki sizce;
Kadınlar mı akıllandı, erkekler mi aptallaştı?
Yoksa akıllı kadına tahammülü olmayan erkekler aptalı oynama yoluna mı gidiyorlar?
Ya da kadını aptallaştırmaya çalışmak için buldukları her yolu deniyorlar mı?
Peki erkek aptallık yaptığının farkında mı yoksa kadın akıllı olduğunu düşünerek aptallık mı ediyor?
Aptal nedir?
Akıllı nedir?
Ap..
Ak..
Kafamda deli sorular!!!


14 Aralık 2015 Pazartesi

Sandım ki...

Sandım ki;

Benim onlara kıymet verdiğim kadar onların da beni önemsediğini...

Araya zaman, mekan, iş, eş, çoluk çocuk girse de bir araya geldiğimizde bıraktığımız yerden devam edeceğimizi...

Zaman zaman kırgınlıklarımız olsa da dostluğumuzun hiç zedelenmeyeceğini..

Düştükleri zaman onları kaldırdığım gibi, düştüğüm zaman beni kaldıracaklarını...

Hatalarımı yüzüme vurdukları zaman gülüp geçip, başlarına geldiğinde nasıl olsa beni anlayacaklarını ve ders alacaklarını...

Kırgınlıklarımı kendime saklarsam bir süre sonra yok olacağını...



Anladım ki;

Kıymet tek taraflı olduğunu, sen onlara değer verirken, onlar başkalarına daha çok değer verdiğini.

Kaldığınız yerden çooook uzakta olduklarını.

Her kırgınlığın bir çatlak daha eklediğini.

Düşene bir tekme de onların vurduğunu.

Seni kınadıkları hataları kendilerinin de yaptığını ve seni kınadıkları zamanları hiçç akıllarına getirmediklerini.

Kırgınlıkların yok olmadığı gibi, şiddetlenerek geldiğini ve daha çok sarstığını.


20 Ağustos 2015 Perşembe

Ağıt

Şehit olmuş, cennet kokmuş her yer, vatan sağolsunmuş…

Yüreği yanan anaya, babaya, kardeşe nasıl anlatacaksın cennet kokusunu…

Onun için cennet evladının kokusuydu belki de, vatanı evladının yanı…

Evladı gitti, cenneti  yandı bitti kül oldu…

Vatanı yerle bir oldu,

Son günlerde kaç yürek çöktü böyle haberin var mı? Kaç bağır yandı, akan gözyaşlarından kaç nehir taştı, sel oldu, kalan vatan kırıntısını da aldı götürdü, biliyor musun?

Ya da umurunda mı?


Kardeş gidiyor, evlat gidiyor, belki bir bebeğin babası, belki bir dost gidiyor, arkadaş gidiyor, ocaklar sönüyor, yürekler yanıyor dostlar, yanıyor….

22 Temmuz 2015 Çarşamba

İçimizdeki İnsan

Bugün bir sosyal medya sitesinde okuduğum bir haber yüzünden allak bullak oldum yine.
İzmir'de lokantaların olduğu bir yerde, geçinmek için kağıt mendil satan bir çocuğu tartaklamış esnaf.
Sebep; müşterilerin rahatsız olmasıymış...
Fotoğraflara baktım, çocuğun bakışları anlatıyordu her şeyi zaten...
Düşündüm...
Ne zaman vazgeçtik insanlığımızdan? Ne zaman öldürdük içimizdeki çocuğu?
Dışarıda horlanan, eziyet gören çocuklara üzüldükte içimizdekini neden unuttuk? Neden büyütemedik insanca?
Aynı şişeden gazoz içip aynı salçalı ekmeği kemirirken sırayla, ne zaman iğrenir olduk birbirimizden?
Her şeye, herkese bu kadar tahammülsüz olmamız neden?
Çok mu zor karşımızdakine birazcık bile olsa anlayış göstermek, minik bir tebessüm kondurmak yüzümüze? Ses tonumuzu biraz düşürmek, bir "lütfen" diyebilmek...
Teknolojik olarak bu kadar ilerleyebildikte insanlıkta neden geriledik bu kadar?
Yerde ekmek bulduğumuzda 3 kere öpüp, alnımıza götüren çocuklardık biz, hangi arada öfkemizi ekmeğinin peşindeki çocuklardan çıkaran insanlar olduk?

Sahip çıkalım artık kendimize, birbirimize, içimizdeki çocuğa, en önemlisi içimizdeki İNSANa...

14 Temmuz 2015 Salı

Akıllı Kadınlar

Sevgili erkekler;
Şu akıllı kadın korkunuzu anlayamadım gitti..
2 cümleyi yanyana getirebilen, mantıklı düşünebilen, konuşabilen, en önemlisi sizi anlayabilen kadın gördüğünüzde arkanıza bile bakmadan kaçmanız neden acaba?
Çok mu ütopik?
İnsansı özellik taşıyan uzaylılar olduğumuzdan mı şüpheleniyorsunuz ya da?
Analar ne "yiğitler, aslanlar" doğuruyor da akıllı kız mı doğuramıyorlar?
Cümlelerin sonunu "yeaaa,kzıımmm" diye bitirmeyince çekici olmuyor muyuz?
Yoksaa öptüğümüzde prense dönüşmeyeceğinizi farketmemizden mi korkuyorsunuz?
Belki kurbağaseveriz, neden bu açıdan bakmıyorsunuz? :)
Hayata bakış açınızı değiştirin, göreceksiniz ki herşey çok daha güzel ;)

1 Temmuz 2015 Çarşamba

Kadınlar Ne İster?

Kendimi bildim bileli, özellikle erkek nüfusu arasında 3 bilinmeyenli denklem, kadınların ne istediği…
Şımarık bir prenses edasında dolaşırsın ortalıklarda, “birazcık olgun olsa daha iyi olurdu” derler.
Kendinin farkına varır, ne istediğini bilir, sana kendinden başkasından hayır gelmediğinin bilince varır, daha vakur davranırsın, “çok soğuk, mesafeli, buzlar kraliçesi” derler.
Neşeli olursun, fıkır fıkır olursun, etrafına gülücükler saçar, mutluluk dağıtırsın, “çok oynak” derler ve peşine daha bir sürü sıfat eklerler.
Konuşur, dert dinler, fikir verirsin; bir bakmışsın en yakın arkadaşı "kankası" olmuşsun...
"Nerede hata yapıyorum acaba?" diye kendini yersin...
Sonra yeşil ışık yanar;

Kadınlar mı?

Acaba erkekler ne istediklerinin farkında mı?