Sandım ki;
Benim onlara kıymet verdiğim kadar onların da beni önemsediğini...
Araya zaman, mekan, iş, eş, çoluk çocuk girse de bir araya geldiğimizde bıraktığımız yerden devam edeceğimizi...
Zaman zaman kırgınlıklarımız olsa da dostluğumuzun hiç zedelenmeyeceğini..
Düştükleri zaman onları kaldırdığım gibi, düştüğüm zaman beni kaldıracaklarını...
Hatalarımı yüzüme vurdukları zaman gülüp geçip, başlarına geldiğinde nasıl olsa beni anlayacaklarını ve ders alacaklarını...
Kırgınlıklarımı kendime saklarsam bir süre sonra yok olacağını...
Anladım ki;
Kıymet tek taraflı olduğunu, sen onlara değer verirken, onlar başkalarına daha çok değer verdiğini.
Kaldığınız yerden çooook uzakta olduklarını.
Her kırgınlığın bir çatlak daha eklediğini.
Düşene bir tekme de onların vurduğunu.
Seni kınadıkları hataları kendilerinin de yaptığını ve seni kınadıkları zamanları hiçç akıllarına getirmediklerini.
Kırgınlıkların yok olmadığı gibi, şiddetlenerek geldiğini ve daha çok sarstığını.
14 Aralık 2015 Pazartesi
20 Ağustos 2015 Perşembe
Ağıt
Şehit olmuş, cennet kokmuş her yer, vatan sağolsunmuş…
Yüreği yanan anaya, babaya, kardeşe nasıl anlatacaksın
cennet kokusunu…
Onun için cennet evladının kokusuydu belki de, vatanı
evladının yanı…
Evladı gitti, cenneti yandı bitti kül oldu…
Vatanı yerle bir oldu,
Son günlerde kaç yürek çöktü böyle haberin var mı? Kaç bağır
yandı, akan gözyaşlarından kaç nehir taştı, sel oldu, kalan vatan kırıntısını
da aldı götürdü, biliyor musun?
Ya da umurunda mı?
Kardeş gidiyor, evlat gidiyor, belki bir bebeğin babası,
belki bir dost gidiyor, arkadaş gidiyor, ocaklar sönüyor, yürekler yanıyor
dostlar, yanıyor….
22 Temmuz 2015 Çarşamba
İçimizdeki İnsan
Bugün bir sosyal medya sitesinde okuduğum bir haber yüzünden allak bullak oldum yine.
İzmir'de lokantaların olduğu bir yerde, geçinmek için kağıt mendil satan bir çocuğu tartaklamış esnaf.
Sebep; müşterilerin rahatsız olmasıymış...
Fotoğraflara baktım, çocuğun bakışları anlatıyordu her şeyi zaten...
Düşündüm...
Ne zaman vazgeçtik insanlığımızdan? Ne zaman öldürdük içimizdeki çocuğu?
Dışarıda horlanan, eziyet gören çocuklara üzüldükte içimizdekini neden unuttuk? Neden büyütemedik insanca?
Aynı şişeden gazoz içip aynı salçalı ekmeği kemirirken sırayla, ne zaman iğrenir olduk birbirimizden?
Her şeye, herkese bu kadar tahammülsüz olmamız neden?
Çok mu zor karşımızdakine birazcık bile olsa anlayış göstermek, minik bir tebessüm kondurmak yüzümüze? Ses tonumuzu biraz düşürmek, bir "lütfen" diyebilmek...
Teknolojik olarak bu kadar ilerleyebildikte insanlıkta neden geriledik bu kadar?
Yerde ekmek bulduğumuzda 3 kere öpüp, alnımıza götüren çocuklardık biz, hangi arada öfkemizi ekmeğinin peşindeki çocuklardan çıkaran insanlar olduk?
Sahip çıkalım artık kendimize, birbirimize, içimizdeki çocuğa, en önemlisi içimizdeki İNSANa...
İzmir'de lokantaların olduğu bir yerde, geçinmek için kağıt mendil satan bir çocuğu tartaklamış esnaf.
Sebep; müşterilerin rahatsız olmasıymış...
Fotoğraflara baktım, çocuğun bakışları anlatıyordu her şeyi zaten...
Düşündüm...
Ne zaman vazgeçtik insanlığımızdan? Ne zaman öldürdük içimizdeki çocuğu?
Dışarıda horlanan, eziyet gören çocuklara üzüldükte içimizdekini neden unuttuk? Neden büyütemedik insanca?
Aynı şişeden gazoz içip aynı salçalı ekmeği kemirirken sırayla, ne zaman iğrenir olduk birbirimizden?
Her şeye, herkese bu kadar tahammülsüz olmamız neden?
Çok mu zor karşımızdakine birazcık bile olsa anlayış göstermek, minik bir tebessüm kondurmak yüzümüze? Ses tonumuzu biraz düşürmek, bir "lütfen" diyebilmek...
Teknolojik olarak bu kadar ilerleyebildikte insanlıkta neden geriledik bu kadar?
Yerde ekmek bulduğumuzda 3 kere öpüp, alnımıza götüren çocuklardık biz, hangi arada öfkemizi ekmeğinin peşindeki çocuklardan çıkaran insanlar olduk?
Sahip çıkalım artık kendimize, birbirimize, içimizdeki çocuğa, en önemlisi içimizdeki İNSANa...
14 Temmuz 2015 Salı
Akıllı Kadınlar
Sevgili erkekler;
Şu akıllı kadın korkunuzu anlayamadım gitti..
2 cümleyi yanyana getirebilen, mantıklı düşünebilen, konuşabilen, en önemlisi sizi anlayabilen kadın gördüğünüzde arkanıza bile bakmadan kaçmanız neden acaba?
Çok mu ütopik?
İnsansı özellik taşıyan uzaylılar olduğumuzdan mı şüpheleniyorsunuz ya da?
Analar ne "yiğitler, aslanlar" doğuruyor da akıllı kız mı doğuramıyorlar?
Cümlelerin sonunu "yeaaa,kzıımmm" diye bitirmeyince çekici olmuyor muyuz?
Yoksaa öptüğümüzde prense dönüşmeyeceğinizi farketmemizden mi korkuyorsunuz?
Belki kurbağaseveriz, neden bu açıdan bakmıyorsunuz? :)
Hayata bakış açınızı değiştirin, göreceksiniz ki herşey çok daha güzel ;)
Şu akıllı kadın korkunuzu anlayamadım gitti..
2 cümleyi yanyana getirebilen, mantıklı düşünebilen, konuşabilen, en önemlisi sizi anlayabilen kadın gördüğünüzde arkanıza bile bakmadan kaçmanız neden acaba?
Çok mu ütopik?
İnsansı özellik taşıyan uzaylılar olduğumuzdan mı şüpheleniyorsunuz ya da?
Analar ne "yiğitler, aslanlar" doğuruyor da akıllı kız mı doğuramıyorlar?
Cümlelerin sonunu "yeaaa,kzıımmm" diye bitirmeyince çekici olmuyor muyuz?
Yoksaa öptüğümüzde prense dönüşmeyeceğinizi farketmemizden mi korkuyorsunuz?
Belki kurbağaseveriz, neden bu açıdan bakmıyorsunuz? :)
Hayata bakış açınızı değiştirin, göreceksiniz ki herşey çok daha güzel ;)
1 Temmuz 2015 Çarşamba
Kadınlar Ne İster?
Kendimi bildim bileli, özellikle erkek nüfusu arasında 3
bilinmeyenli denklem, kadınların ne istediği…
Şımarık bir prenses edasında dolaşırsın ortalıklarda,
“birazcık olgun olsa daha iyi olurdu” derler.
Kendinin farkına varır, ne istediğini bilir, sana kendinden
başkasından hayır gelmediğinin bilince varır, daha vakur davranırsın, “çok
soğuk, mesafeli, buzlar kraliçesi” derler.
Neşeli olursun, fıkır fıkır olursun, etrafına gülücükler
saçar, mutluluk dağıtırsın, “çok oynak” derler ve peşine daha bir sürü sıfat
eklerler.
Konuşur, dert dinler, fikir verirsin; bir bakmışsın en yakın arkadaşı "kankası" olmuşsun...
"Nerede hata yapıyorum acaba?" diye kendini yersin...
Sonra yeşil ışık yanar;
Kadınlar mı?
2 Nisan 2015 Perşembe
Bir varmış, bir yokmuş...
Hayat masallardaki gibi değil maalesef.
Mesela beyaz at var ama onu sürebilecek bir prens yok.
Ayakkabını düşürdüğünde artık kimse kapı kapı seni aramıyor.
Saçlarını kuleden uzattığın adamın aklına yaptığın fedakarlık değil kuleye tırmanırsa sana neler yapacağı geliyor bir de geri tekrar nasıl ineceği...
100 yıllık uykuyu geçtim sabah uykusundan uyandıracak bir prens bile yok. Akıllı telefonlarımızın kakafonik alarmlarına teslim rüyalarımız. Alarmın bile öperek uyandıranını dilemeye başladık. Quasimodo'nun karşılıksız aşkı ile öz güvenimizi yükseltip Kardan adamlardan medet umar olduk, kendisine güneş gibi gülümseyecek ilk kızın karşısında eriyip bizi terk edeceğini bile bile...
İşte bu yüzden Karlar Kraliçesine döndük biz de, soğuk, acımasız ve bencil...
Kötü kalpli üvey anneler ve hain kız kardeşlerden nefret ederken yavaş yavaş onlara dönüşmeye başladık.
Fakat aklımda cevabını hala bulamadığım bir soru;
Kötü kalpli cadılar mi bizi bu hale getiren yoksa kurbağalıktan kurtulamamış prensler mi?
Masalcının dediği gibi;
"Bir varmış bir yokmuş" artık o eski aşklar...
Mesela beyaz at var ama onu sürebilecek bir prens yok.
Ayakkabını düşürdüğünde artık kimse kapı kapı seni aramıyor.
Saçlarını kuleden uzattığın adamın aklına yaptığın fedakarlık değil kuleye tırmanırsa sana neler yapacağı geliyor bir de geri tekrar nasıl ineceği...
100 yıllık uykuyu geçtim sabah uykusundan uyandıracak bir prens bile yok. Akıllı telefonlarımızın kakafonik alarmlarına teslim rüyalarımız. Alarmın bile öperek uyandıranını dilemeye başladık. Quasimodo'nun karşılıksız aşkı ile öz güvenimizi yükseltip Kardan adamlardan medet umar olduk, kendisine güneş gibi gülümseyecek ilk kızın karşısında eriyip bizi terk edeceğini bile bile...
İşte bu yüzden Karlar Kraliçesine döndük biz de, soğuk, acımasız ve bencil...
Kötü kalpli üvey anneler ve hain kız kardeşlerden nefret ederken yavaş yavaş onlara dönüşmeye başladık.
Fakat aklımda cevabını hala bulamadığım bir soru;
Kötü kalpli cadılar mi bizi bu hale getiren yoksa kurbağalıktan kurtulamamış prensler mi?
Masalcının dediği gibi;
"Bir varmış bir yokmuş" artık o eski aşklar...
26 Mart 2015 Perşembe
"Bir insan ne kadar merhametli ise o kadar kazık yer"
Son zamanlarda duyduğum en anlamlı, uzuun yaşanmışlıkları kısacık anlatan en güzel cümle.
İnsanları seversiniz, birlikte vakit geçirirsiniz, ihtiyaçları olduğu an iki eliniz kanda olsa koşup gidersiniz, yol gösterir, yoldaş olursunuz, hem iyi gün hem kötü gün dostu olursunuz (ki aynı anda ikisini birden olmak maharet ister), sonra bir gün yanlarında olamayıverirsiniz.
Neden?
Çünkü sizin de kendinize göre bir hayatınız vardır, kendinize göre dertlerinizi sevinçleriniz vardır, halletmeniz gereken işleriniz vardır, kısacası muhakkak geçerli bir bahaneniz vardır...
Sonra bir bakarsınız ki o geçerlilik sadece size göre geçerlilik...
Bir anda kötü insan ilan edilirsiniz, yüzünüze bakılmaz, telefonlarınıza çıkılmaz, selam sabah kesilir, bir şekilde ulaşıp sebebini öğrenmeye çalışırsınız, "sana oyle gelmiş" cümleleri ile geçiştirilirsiniz, tabi, size öyle gelmiştir canım yaaa...
Eyy İnsanoğlu!
Nankörlük sadece insana has bir özellik.
hani karşınızdakini aptal yerine koyduğunuzu sanıyorsunuz ya, aklınız sıra görmezden geldiğinizi, Aklınız sıra ders verdiğinizi...
Karşınızdakini dünkü çocuk sanıyorsunuz ya;
Size öyle Gelmiş Canım...
Eyy İnsanoğlu!
Merhamet de insana has bir özellik.
Herkesin yaşanmışlığı kendine.
Karşınızdaki sizi hala adam yerine koyuyor, yanınızda olmaya çalışıyorsa, kendinizi sizin yerinize koymaya çalışıyor, derdinizi anlamaya uğraşıyorsa merhametindendir, insanlığındandır.
Buna rağmen yaranamıyorsa Nankör olduğu zaman susacaksınız...
o da yediği Kazıktandır...
23 Mart 2015 Pazartesi
Erkek (!) Modası
Bu aralar Erkek Modasında var olan beni çok rahatsız eden (ki sizleri de rahatsız ettiğinden eminim) bir akım var. Dar pantolon...
Normal darlıktan bahsetmiyorum, hani şu tayt gibi olanlar var ya, sımsıkı, adeta deri ile bütünleşmiş, hah, işte onlar.
Düşünsenize; yanınızda bir erkekle gezmeye gidiyorsunuz, pantolonu sizinkinden bile dar, tüm hatları meydanda. Bu yetmiyormuş gibi bir de ayağında palet gibi bir ayakkabı... Abicim dar paçadan mütevellit zaten palyaço ayakkabısı giymiş gibi duruyorsun, göze daha da çirkin görünmeye bu kadar uğraşmanın sebebi ne? Sorunların mı var, küçükken seni sevmediler mi, ilgi göstermediler mi?
Bitti mii? Haayır... Bunun ötesi dar badi, kısa badi, e gel benim gardrobumdan giyin bari.
Ondan sonra birlikte erkek arkadaşlarımızı çekiştirir, birbirimizin saçlarını yapıp, karşılıklı oje sürdürmeye kadar vardırırız işi herhalde.
Zamanında pantolon giyiyoruz diye biz kadınlara cephe alan erkeklerin şimdi kadınlardan daha iddialı giyinme çabası anlaşılır gibi değil. Tamam bakımlı olun, şık olun, temiz olun ama kusura bakmayın beyler, Tayt giyen adamla olmaaaazzz ;)
Normal darlıktan bahsetmiyorum, hani şu tayt gibi olanlar var ya, sımsıkı, adeta deri ile bütünleşmiş, hah, işte onlar.
Düşünsenize; yanınızda bir erkekle gezmeye gidiyorsunuz, pantolonu sizinkinden bile dar, tüm hatları meydanda. Bu yetmiyormuş gibi bir de ayağında palet gibi bir ayakkabı... Abicim dar paçadan mütevellit zaten palyaço ayakkabısı giymiş gibi duruyorsun, göze daha da çirkin görünmeye bu kadar uğraşmanın sebebi ne? Sorunların mı var, küçükken seni sevmediler mi, ilgi göstermediler mi?
Bitti mii? Haayır... Bunun ötesi dar badi, kısa badi, e gel benim gardrobumdan giyin bari.
Ondan sonra birlikte erkek arkadaşlarımızı çekiştirir, birbirimizin saçlarını yapıp, karşılıklı oje sürdürmeye kadar vardırırız işi herhalde.
Zamanında pantolon giyiyoruz diye biz kadınlara cephe alan erkeklerin şimdi kadınlardan daha iddialı giyinme çabası anlaşılır gibi değil. Tamam bakımlı olun, şık olun, temiz olun ama kusura bakmayın beyler, Tayt giyen adamla olmaaaazzz ;)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

